Bir Sohbet Oluşturmak… Ve Sohbet İçinde Kalabilmek (3)

"Başkalarıyla sohbet edebilmek için, önce kendinizle sohbet içinde olabilmeyi becermeniz gerekir."

“Sohbet oluşturmak,” benim kullandığım anlamda, geyik muhabbetinden çok farklıdır ve ancak olgun bir insanın başarabileceği bir iştir. “Kime olgun insan denir? Olgun insanın farkındalıkları nelerdir?” diye sormuş ve iki farkındalık tanıtmıştım:

Olgun insan (1) olay ile o olayın algısı (fenomen) arasındaki farkı bilir, (2) algıyı yargılamaz.

Devam ediyorum.

Olgun insan biriyle konuşurken onun fenomen dünyasının onun gerçeği olduğunu ve bu gerçeği yargılamamak gerektiğini bilmenin yanı sıra bu gerçeğin değişebileceğini de bilir. Bu konuda olgun insanın takip ettiği temel ilke şudur: Zemin değişmeden algı değişmez.

Bu ilke neyi ifade ediyor?

Bir insanın algılamasını değiştirmek istiyorsan, o insanın olaya yeni bir zeminden bakmasını sağlaman gerekir. Tüm eğitim ve yönetim faaliyetlerinin yapmaya çalıştığı budur. Tehditle, korkutmayla, teşvikle, rica ve minnetle insanlar algı zeminlerini değiştirmezler. Reklam ve propaganda faaliyetlerinin özünde hedef aldıkları kişilerin algılarını istedikleri yönde manipüle ederek değiştirmek amacı yatar.

Örneğin, ben şu anda sizin “sohbet” kavramına yeni bir zeminden bakmanızı sağlamaya çalışıyorum. Bir dolu açıklamalar yapıyor, örnekler veriyorum. Ama sizi manipüle etmiyorum. Size yeni bakış tarzları, seçenekler sunuyorum.

Hangi koşullar altında insanlar sizin zeminlerinizi kabul eder ve olaylara sizin gibi bakmaya başlar? Bu önemli bir soru ve ikna yöntemleri, pazarlama stratejileri, propaganda taktikleri hep bu soru üzerine kurulmuştur. Ama benim yazılarımda “sohbet” olayına yaklaşmam bu tür bir yaklaşım içermiyor. Yani size diğerlerini nasıl manipüle edebilir, ya da ikna edebilirsiniz üzerinde konuşmuyorum. Burada olgun insanın sohbet oluşturabilmek için gerekli farkındalıklarını irdeliyorum. İşte bunlardan birini söylüyorum: Olgun insan, ancak algı zemini değişirse bir insanın algısının değişebileceğini bilir.Şimdi bir anababa düşününŞimdi bir anababa düşünün, çocuğuyla sohbet içine girdi ve X konusunda çocuğunun kendisinden çok farklı düşündüğünü gördü.

Her anababa gibi onun da gönlünden çocuğunun X konusunda kendisi gibi düşünmesi isteği yer aldığını varsayalım.

Şimdi burada önemli bir soru karşımıza çıkıyor: Bu isteğin temelinde ne yatıyor?

Anababa birçok nedenlerden dolayı çocuğunun X konusunda kendisi gibi düşünmesini isteyebilir. Bu nedenleri üçe ayırabiliriz:

1- Anababa kendi gereksinmeleri, kendi yaşamının anlamı için çocuğunun X konusundaki algılamasının kendisininki gibi olmasını isteyebilir. Örneğin, o istemediği halde çocuğunun doktor olmasını isteyen bir anababa, komşuları Nermin Hanım’a hava atmak ya da ilerde hastalandıkları zaman kendilerine en iyi bakacak ortamı sağlaması için çocuklarının tıp fakültesine gitmesini isteyebilir.

2- Çocuğun kendi yararı, kendi geleceği için X konusunda çocuğunun kendisi gibi düşünmesini isteyebilir. Örneğin, doktor olmasının ona, yani çocuğuna, en iyi finansal ve sosyal olanakları yaratacağına inandığı için isteyebilir.

3- X konusunun gerçeğini bildiği için, o gerçeğe saygısı olduğu için çocuğunun kendisi gibi düşünmesini isteyebilir. Örneğin, başka bir meslekte çocuğunun daha çok para kazanacağını, daha çok sosyal olanaklar içinde olacağını bildiği halde, çocuğunun gerçek yeteneklerine en uygun mesleğin hekimlik olduğunu ve bunun çocuğunu daha mutlu kılacağını bildiği için onun doktor olmasını istiyor olabilir.

Anne babanın isteğinin kaynağı ne olursa olsun gerçek şudur ki, çocuğun algılama zemini değişmedikçe, o konuda annesi ya da babası gibi düşünmeyecektir.

Etik sorunlar

Farkında olabileceğiniz gibi burada bazı etik boyutlar da belirmeye başlıyor. Örneğin, anne ve babanın kendi amaçları, gereksinmeleri doğrultusunda çocuğu etkilemeye çalışmaları doğru mu?

Bazıları buna, “Evet, doğru. Bu anababanın hakkıdır, o kadar emek verdiler; çocuklarının kendilerine bakmalarını istemelerinden doğal ne olabilir?” diye düşünebilirler.

Bazıları buna, “Hayır, yanlış. Anababanın çocuğun geleceğine böyle ipotekler koyması temelden bozuk, çıkarcı bir ilişkinin varlığına işaret eder. Bir çocuk böyle bir aile ortamında hiçbir zaman kendi hakkı olan kişisel gelişimi, kendini gerçekleştirmeyi, doyumu ve mutluluğu bulamaz. Halbuki anababa çocuğu onun doyumlu ve mutlu bir hayata kavuşması için yetiştirmelidir!” diye düşünebilirler.

Bu tür sorular “etik” sorulardır ve üzerinde önemle durulmaya değer. Ama okurlarıma yine hatırlatmak istiyorum ki ben bu yazıyı etik konuları dile getirmek için yazmıyorum, sohbet içine girebilecek nitelikte bir insanın olgun olması gerektiğini belirtiyor ve olgun insanın niteliklerini sıralamaya çalışıyorum.

Çocuğun kendi yararı, kendi geleceği için doktor olmasını isteyen anne ve baba, çocuğu için karar vermeli mi, yoksa onun farkına vararak, kendisinin karar vermesine olanak sağlayacak bir yol mu izlemeli? Olanak sağladığınızda çocuk doktor olmayı hala istemezse onun kararına saygı mı duymalı, yoksa “ona rağmen onun yararına” kararı anababa mı almalı? Ya da propaganda ve ikna yöntemleri kullanarak çaktırmadan onun algılamasını “manipüle edip” değiştirerek, gerçekte öyle olmadığı halde, çocuğun kararı kendisi vermiş gibi bir durum mu yaratmalı?

Bazı okurlarım, çocuğun yararını düşünerek anababanın yaptığı şeyleri etik görebilir. “Anababanın niyeti çocuklarının iyiliği; niyete bakarak anababanın yaptığı şeylere ‘iyi’ derim,” diyebilirler.

Bazı okurlarım ise, çocuğun yararını düşünmenin yanı sıra, onun yaptığı seçimlerin gerçekten kendi seçimleri olmasına, onun yaşamının gerçekten kendi seçimleriyle oluşmuş bir yaşam olmasına özen göstermek gerektiğini söyleyebilirler ve bunun dışında tüm yaşamların “mış gibi” olacağını ifade edebilirler. “Şu veya bu yöntemler, hayatının direksiyonu çocuğun elinden almak etik değildir,” diyebilirler.

Aynı etik düşünceler çocuğun gerçeğini bilen anababanın vereceği kararlar için de geçerlidir. Çocuğunun gerçeğini bilen anababa “çocuğunun iyiliği için” onun yerine karar vermeli mi, ya da onu kendisi gibi düşünmeye ikna yöntemleriyle “manipüle etmeli mi?” Buna etik olarak bakan okurlarım çıkacağı gibi, ancak çocuğunun kendisinin seçimler yapmasına saygı göstererek onunla sohbet içinde kalmaya etik diyen okurlarım da olabilir.

Benim kişisel kanım odur ki, gerçek olmadığı halde, “gerçekmiş gibi” gösterilen hiçbir durum etik değildir.

Yukarıda verdiğim örneklerde, anababanın niyeti ne olursa olsun, çocuğun X konusundaki algılamalarını “manipüle ederek” değiştirmeye çalışmak, onun X konusundaki fenomen dünyasını yargılamak demektir ve etik değildir.

Ve etik olmayan durumu her akıllı insan gibi çocuk da eninde sonunda fark eder ve o zaman anababa çocuğun gözünde etki gücünü kaybeder ve artık daha fazla sohbet içinde kalmak olanağı kalmaz.

Geçenlerde bir okurum bana bir mektup göndermiş. Bir aile toplantısı yapmak istiyor, bunu önemsiyor ve bu toplantıda ailenin geleceği ve gelişmeleriyle önemli konuları dile getirmek istiyor.

“Kardeş olarak birimizi daha iyi tanımak, çocuklarımıza daha iyi bir gelecek vermek, birbirimizi geliştirmek toplantının önemli amaçlarından biri. Tek korkum konuşma yapmaktan nefret etmem. Konuşma yapmaya başladığımda kalbim küt küt atmaya ve saçmalamaya başlıyorum. Tek korkum bu. Bu korkumu nasıl yenebileceğime dair tavsiyeleriniz benim için çok önemli olacaktır.”

Bu kişi bir sohbet ortamında yetişen biri olsaydı bu tür sıkıntıları olmazdı. Başkalarının gözüyle kendini yargılayarak değerlendirmeyi alışkanlık haline getirmiş.

Peki, ne yapması gerekir?

Önce kendi durumunu, duygularını, kaygılarını, doğal ve kendi gerçeği olarak kabul etmesi gerekir.

Bakın burada şunu söylediğimi fark ettim: Başkalarıyla sohbet edebilmek için, önce kendinizle sohbet içinde olabilmeyi becermeniz gerekir.

Kendi dünyasının doğallığını kabul ettikten sonra, diğerleriyle de paylaşması çok doğal olacaktır. Çünkü kendini kabul eden insanı, eninde sonunda çevresi kabul eder.

Ailesine, sevdikleri insanların geleceğine önem veren böylesine değerli bir insana cevap vermeyi istedim ve şöyle yazdım:

Korktuğunu kabul et, korkmanın doğal olduğunu kabul et, onlara korktuğunu söyle, anlayış göstermelerini rica et ve korka korka konuş. Kutlarım, önemli bir iş yapıyorsun.

Şimdi bu değerli okurumdan aile toplantısının nasıl gittiğine dair bir “haber mektubu” bekliyorum. Eminim benim bu yazılarımı kendisi okuyordur. Bana yazar ve izin verirse, sizlerle izin verdiği kadar paylaşırım.

Değerli okurlarım, gerçekten önemli bir konuda yazdığımın farkındayım. Çok sıkışık bir takvim içinde yazmak için zaman bulmakta zorlanıyorum, ama bu konuyu işlemeye ve geliştirmeye devam etmek istiyorum.

Benimle birlikte olduğunuz için yararlı olduğum duygum kuvvetleniyor.

Doğan Cüceloğlu (25.03.2007)

Yorumlarınızı Paylaşın

GÖNDER

0 Yorum

  1. Henüz yorum yapılmamış.

İlgili kitaplar

Güncel Video

Çaresizlikten nasıl kurtuluruz?

‘İyimser’ ve ‘kötümser’ olmak arasındaki fark nedir? Çaresiz mi doğuyoruz? Neden depresyona giriyoruz?