Bir Sohbet Oluşturmak… Ve Sohbet İçinde Kalabilmek (5)

"Unutmayın ki, farkında olmadığımız şeyin tutsağıyız."

Yaşamı anlamak ve kendini anlamak

Kişi kendi fenomen dünyasının farkına varabilir, ama bu fenomen dünyasının neden böyle oluştuğunun farkına varmak çok daha zordur. Bu ne demektir?

Bu şu demektir: Algı sürecinin farkında değiliz, algılama sürecinin sonucunun farkındayız.

Daha önceki yazımlarımda üzerinde konuştuğum “iki yüz” ya da “vazo” örneğindeki “siyah” zemin ve “beyaz” zemin örneğini hatırlayın. Vazo gören birine, “Birisi iki yüz görürken sen neden vazo görüyorsun?” diye sorulsa, “Çünkü siyahı zemin kabul ediyorum, beyaz önde duruyor!” diye yanıtlar.

İki yüz gören bir başkasına, “Neden iki yüz görüyorsun? diye sorulsa, o da, “Çünkü beyazı zemin kabul ediyorum, siyah önde duruyor!” der.

Ama birine, “Neden kızıyorsun?” diye sorduğunuzda, çok muhtemelen kişi o öfkenin oluşmasına yol açan algı zeminini size söyleyemez. Örneği şöyle diyemez: “Efendim ben dürüstlüğün önemli bir değer olduğuna inandırılarak yetiştirildim. Bu kişinin sözü ve davranışı dürüst değil. Zekice ama dürüst değil. “Zeka” zemininden baksam sözünü ve davranışını takdir eder, hayranlık duyardım. Ama ben “dürüstlük” zemininden bakıyorum o nedenle doğal olarak olumsuz değerlendiriyorum.”

“Neden kızıyorsun?” diye sorduğunda, “Alçağın, sahtekarın, haysiyetsizin teki de onun için!” der.

Burada iki farklı tutumdan söz ediyorum. Tanıdığının sözüne ya da davranışına öfkelenmiş kişi kendi değerlerinin gözlüğüyle bu olaya baktığının bilincinde olduğunda, olayı algılamasının sorumluluğunu kendisi yüklenmektedir. “Öfkemin kaynağı benim içimdedir; sorumluluğunu alıyorum,” der. Bu algılamasının, duygularının sorumluluğunu kendi içinde bulan insan tutumudur. “Bu yaptığı davranış benim değerlerime uymuyor” dediğinde kendi fenomen dünyasının, olaylara anlam verme sisteminin kendisine ait olduğunu söylemekte ve verdiği anlamdan sorumluluk almaktadır.

“Alçağın, sahtekarın, haysiyetsizin teki,” dediğinde sorumluluk kendisinde değil, algıladığı insanda, nesnede, olaydadır.

Bir kişi kendi verdiği anlamlardan sorumluluk aldığı zaman, aynı olayı insanların farklı farklı algılayabileceğini bilir. Örneğin, davranışa “dürüstlük” açısından değil, “zeka” açısından, “yaratıcılık,” “karlılık” açısından bakan insanlar olabileceğini bilir. Bu nedenle onun öfkelendiği birine bir başkası öfkelenmediği zaman hayretler içinde kalmaz; aynı olaya farklı zeminden bakan biriyle konuştuğunun farkına varır ve merak ediyorsa kendisinden farklı bir bakış tarzını incelemeye, deşmeye, irdelemeye alır ve o bakış tarzından bir şeyler öğrenmek için olanak yaratır.

Olaylara kendisinin anlam verdiğinin farkında olan ve bu nedenle kendi düşünce ve duygularından sorumluluk alan biri, kişilerin farklı anlam verişlerine kızacak ya da tepkide bulunacak yerde, her farklı anlam verişi bir öğrenme fırsatı olarak görür. Bu tutum içinde olan kişi yaşamda karşısına çıkan her farklı algılamayı bir öğrenme fırsatı olarak değerlendirerek sürekli gelişir.

Öte yandan bir kişi kendi algılamasının sorumluluğunu kendi içinde değil, kendi dışında yer alan olayda bulduğu zaman, onun öfkelendiği kişiye ya da olaya herkesin öfkelenmesini bekler. Ve biri bu kişiye ya da olaya öfkelenmiyorsa, öfkelenmeyen bu kişide de, yani kendinden farklı algılayan kişide de, bir bozukluk olduğunu düşünür ve çok muhtemelen ona da öfkelenir.

Demek ki yetişkin olgun insan kendi fenomen dünyasından sorumluluk alır; verdiği anlamın kaynağının kendinde olduğunu bilir.

Kendi algılamamla ilgili iki gelişim düzeyinden birinde olabilirim: 1- Genel olarak algılama sürecinin nasıl işlediğini bilmekten gelen bir sorumluluk almış olabilirim. Bendeki zeminlerden, bakış tarzlarından dolayı olaylara anlam verdiğimi genel olarak bilebilirim; bu genel bir ilkenin farkında olmak demektir. “Öfkeleniyorum, demek ki benim önem verdiğim değerlerden biri çiğnendi,” bilincine gelmiş olabilirim. 2- Bir olaya, insana, davranışa bakış tarzımın, algılama zeminimin özellikle farkında olabilirim. Örneğin hangi değerimin çiğnendiğini bildiğimi ve bunun neticesinde nasıl hissettiğimi size söyleyebilirim.

Bu iki farklı adım kişinin hangi düzeyde olgunlaştığını gösterir. İlkine, yaşamı anlamış, yaşam süreçlerinin temelini anlamış olgun bir insan derken, ikincisine, daha da üst bir düzeyde, kendini anlamış, kendi ile yüzleşmiş insan deriz.

Önemli mi?

Siz karar verin. Ama karar verirken bazı şeyleri hatırlatmak isterim. Unutmayın ki, farkında olmadığımız şeyin tutsağıyız.

Farkında olmadığımız şeyin tutsağı mıyız?

Evet, çünkü özgürlük seçim yapabilmek demektir. Farkında olmadığımız seçenekleri seçmemiz olanak dışıdır.

Özgür bir insan olmak önemliyse, o zaman farkına varmak gerçekten önemlidir. Özgür bir insan olarak yaşamak umurunuzda değil ise o zaman farkına varmak ve farkında biri olarak yaşamak da umurunuzda olmayacaktır.

Yaşamı anlamış biri iseniz, genel olarak olayların ve o olayların sonucu oluşan duyguların esiri olmaktan kurtulursunuz.

Kendini anlamış biri iseniz, o zaman genel özgürlüğün yanı sıra, kendi yetişme ortamlarınızda oluşmuş koşullandırmalardan da kurtulmuş olursunuz.

Bu yazı dizisi beni bayağı sardı. Umarım sizin de hoşunuza gidiyordur. Haftaya görüşmek üzere.

Doğan Cüceloğlu (08.04.2007)

Yorumlarınızı Paylaşın

GÖNDER

0 Yorum

  1. Henüz yorum yapılmamış.

İlgili kitaplar

Güncel Video

Çaresizlikten nasıl kurtuluruz?

‘İyimser’ ve ‘kötümser’ olmak arasındaki fark nedir? Çaresiz mi doğuyoruz? Neden depresyona giriyoruz?